1. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu

Yahya Kemal’in Şiirinde Ve Düşünce Dünyasında Malazgirt Ve Süleymaniye


Beşir Ayvazoğlu

Son değişiklik: 19-10-2018

Özet


Yahya Kemal, 1922 Ramazan’ının birinci günü, ikindiden sonra Ayasofya Camii’ne giderek biri minberde, diğerleri sütun diplerinde vaaz eden dört vaizi dinler, fakat derin bir hayal kırıklığına uğrar. Onu o gün asıl etkileyen, mihrabın sağ tarafında, kuytu bir köşede diz çökmüş oturan neferin dua edişidir; ellerini önünde kavuşturup vecd içinde Allah’a yakaran nefer, uzunca bir istiğraktan sonra gözyaşlarını göstermemek için elleriyle yüzünü kapar, dizleri üstüne düşüp bir süre öylece kalır. Yahya Kemal, cümle kapısına doğru ilerlerken, bir sütunun karanlığında vecdle dua eden başka bir nefer görür ve Ayasofya’yı zihninden bir daha hiç silinmeyecek “camideki nefer” imajıyla birlikte terk eder. Gözyaşlarında vaizlerin kuru sözleriyle mukayese edilemeyecek derecede üstün bir dilin konuştuğu bu nefer, “ta Malazgird ovasından yürüyen Türk oğludur” ve “bu zafer mabedinin hem banisi, hem mimarıdır.” Bu imajı yıllar sonra “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde kullanan Yahya Kemal’e göre, Sultan Alpaslan’ın Malazgirt’te ordusuna hücum emrini verdiği anda Süleymaniye’nin ve her alanda onun gibi binlerce şaheserin tohumları da toprağa düşmüş sayılabilirdi.