5th International Ibn Khaldun Symposium

Modern Dönem Türkiye Toplumunda Asabiyet ve Sosyal Sermaye İlişkisi


Mehmet Emin Babacan, İsa Yılmaz

Last modified: 28-04-2019

Abstract (400-500 words)


Türkiye’nin modernleşme serüveni iki yüzyılı aşıyor olsa da toplumsal hayat, geliştirilen kurumlar ve bireysel davranış kalıpları Türkiye’nin hâlâ geleneksel toplum birikimini önemli ölçüde muhafaza ettiğini göstermektedir. Bu sebeple, modernleşmenin getirdiği sosyoekonomik ve kültürel değişme geleneksel birikimin kaybolmasından ziyade her ikisinin bir arada pratik bulabildiği bir toplumsal formasyon ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma, Türkiye’de bireysel ve toplumsal düzeyde modern sorunların algılanması, değerlendirilmesi ve çözüm arayışını İbn Haldun’un önemli kavramlarından biri olan ‘asabiyet düşüncesi’ ile günümüzde sosyal bilimlerin birçok disiplininin paydaş kavramlarından biri olan ‘sosyal sermaye’ kavramı üzerinden yeniden değerlendirmeyi hedeflemektedir. İbn Haldun tarafından öne sürülen asabiyet teorisi daha çok badiyede (şehir merkezleri dışında) yaşayan ve aralarında kan bağı olan insan gruplarının kendi aralarında ortaya çıkan güç ve enerji birlikteliği olarak tanımlanabilir. Fakat bununla birlikte İbn Haldûn’a göre grup üyelerinin sayısı arttıkça aradaki kan bağı esas unsur olmaktan çıkarak, daha çok vehmî bir inanca dönüşür. “Velâyet” (velâ) ve “ittifak” (hilf) da bu anlamda asabiyeti doğuran temel ilişkilerdendir. Velâ ya da hilf bağı ile ilişkili insan ve insan grupları arasındaki asabiyetin göstergesi de kan bağından kaynaklanan asabiyette olduğu gibi, grup üyelerinin zulme uğraması veya aşağılanması durumunda, yakın akrabaya karşı duyulan hissiyatın ve refleksin benzeri bir üzülme ve zillet duygusunun insan ruhunda oluşmasıdır. Sosyal bilimler literatüründe daha çok Fukuyama, Putnam, Coleman ve Bourdieu gibi isimlerin kullandığı bir kavram olan sosyal sermaye ise modern toplumlarda modernitenin getirdiği yabancılaşma, yalnızlaşma ve atomize olma süreci yaşayan bireyin, insan ve insan gruplarına dâhil olması ve sosyal ilişkilerdeki gücünü artırması şeklinde özetlenebilir. Bu durumda Türkiye’de toplum karakteristiğinin özellikle savaş, doğal afetler, mülteciler gibi konularda gösterdiği refleksleri ile önemli bir asabiyet bilincine ve birikimine sahip olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra özellikle son çeyrek yüzyılda kalkınma, ilerleme ve teknolojik gelişme gibi süreçleri hızla yaşayan bir toplum olarak bireyin geleneksel ilişkilerden koparak bireyselleşmesi, atomize olması ve bu nedenle güçlü sosyal sermaye ilişkilerine ihtiyaç duyması ile de modern toplum özelliği göstermektedir. Modern dönemde kan bağına dayanmayan bir yapı olarak toplumun, geniş toplumsal grupları bir arada tutacak bir sosyal güce, uyum (cohesion) ve ilişkilere ihtiyacı söz konusu olmuştur. Özellikle Türkiye gibi Müslüman toplumlarda modernitenin toplumsal normları ve değerleri erozyona uğratma tehdidi, bireyi atomize ederek, yalnızlaştırması vb. unsurlara karşı bir taraftan geleneksel asabiyet bağları ile bir koruma sağlanmaktadır. Diğer yandan gerek bireyin varoluşsal ihtiyaçları gerekse gündelik hayat pratiklerini kolaylaştıracak ve sosyal sermaye unsuru sayılabilecek insan grupları ve toplulukları (sivil toplum kuruluşları, spor organizasyonları, sosyal medya platformları vb.) ile mekanizmalar oluşmaktadır. Bu çalışma, toplumsal ilişkileri açıklamada istifade edilen bu iki kavram doğrultusunda günümüz Türkiye’sinde geleneksel ilişkileri koruyan tarafıyla asabiyet ilişkileri, modern döneme geçişin getirdiği olumsuzlukları aşma çabası olarak da sosyal sermaye ilişkilerinin karşılaştırmalı bir analizini yapmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin toplumsal dönüşümünde sosyal sermaye yoluyla asabiyet bağlarını ne ölçüde koruyup geliştirebildiğini ve böylece ekonomik kalkınma ve sosyal gelişmeye ne derece katkı sağlayabileceğini eleştirel bir yolla araştırmayı hedeflemektedir.

 


Keywords


Asabiyet, Sosyal Sermaye, İbn Haldun, Bourdieu, Fukuyama, Modernite